PAYLAŞ

Avrupa’nın en iyi korunmuş şehirlerinden biri olan Brugge gerçek anlamda büyülü bir şehir. Ortaçağ mimarisi, taş sokaklar, müthiş meydanlar, birbiri içine geçen geniş ve huzurlu kanalların olağanüstü bir karışımı. Tarih dolu müzeler, geçmişten günümüze kadar uzanan bira fabrikaları, dünyaca ünlü çikolatacılar göz önüne alındığında tabii ki Brugge ülkenin en çok ziyaret edilen yeri olur. Üstü açık teknelerle kanallarda gezinti yapmanın tadı bambaşka oluyor. İster el yapımı dantelleri inceleyin ister 15. Yüzyıl ressamlarının eserlerini, Brugge her türden ziyaretçiyi mutlu edecek kusursuz bir şehir.

Brugge’da Görülmesi Gereken 10 Yer

1. Choco-Story

Çikolata Brugge ile birlikte anılan bir konu ve Choco-Story müzesi de ziyaretçilerine bu lezzet ile ilgili çok detaylı bilgiler veriyor. Kakao bitkisinin nasıl böyle bir lezzete dönüştüğünü en ince detaylarına kadar anlatıldığı müzede tabii ki tadım da yapılıyor. Kakaonun Amerika’da bulunmasından Avrupa’da bu kadar popüler oluşuna kadar tüm tarih gözler önüne seriliyor. Çikolata yapım sanatı da yine sergileniyor ve canlı olarak izlediğiniz bu gösterilerin en güzel tarafı tabii ki arada bir tatlarına bakıyor olmak. Aile olarak rahatlıkla gidilebilecek yer özellikle çocuklar tarafından çok seviliyor.

2. Groeningemuseum

Sanat severler bu müzedeki Flaman başyapıtlarına tam anlamıyla âşık olacaklar. Koleksiyonlar arasında Jan van Eyck’in son dönemlerinde bu şehirde yaptığı çalışmalar yer alıyor. Detaycılığı ve olağanüstü gerçekçiliği ile yaptığı Madonna ve Çocuk resmi, yağlı boya ile yapılan resimler arasında bir devrim niteliğinde. Belçika’nın modern sanatçılarının eserleri de yer alıyor tabii ki ve bunların arasında Paul Delvaux’un “Serenity” isimli eseri de bulunuyor. Diğer sanatçılar arasında Hieronymus Bosch, Hugo Van Der Goes ve Hans Memling gibi isimler yer alıyor.

3. Minnewater

Brugge’un kanalları hafif akıntıları ile meşhur ve şehrin huzurunun suya yansımasını görebileceğiniz en güzel ve huzurlu yer kesinlikle Minnewater’dan başka bir yer olamaz. Aşk gölü olarak da bilinen geniş bir kanala sahip olan şehrin ismi Minna adlı bir kızın görücü usulü evlendirilmekten kaçarken hayatını kaybetmesinden geliyor. Yerel inanışa göre bu köprüden birlikte geçen çiftler bir ömür boyu mutlu olacaklardır.

4. Onze Lieve Vrouwekerk

Brugge’daki en yüksek ve görsel olarak en çarpıcı yapı. Meryem Ana Kilisesi tam bir ortaçağ yapısı ve sivri tepesiyle şehre tepeden bakıyor. Onze Lieve Vrouwkerk’in en bilinen özelliği beyaz mermer ile yapılmış olan “Madonna and Child” heykeli. Bu heykel ünlü sanatçı Michelangelo’nun İtalya’yı terk ettiği dönemde yaptığı tek eser. Muhteşem heykel şapelin güney kısmında bir sunakta yer alıyor. Kilisenin yarım kubbe olan bölümünde ise Cesur Charles ve Burgundyli Mary’nin ebedi istirahat yeri bulunuyor.

5. Ten Wijngaerde

1245 yılında kurulan “Princely Beguinage Ten Wijngaerde” halk tarafından Begijnhof olarak biliniyor ve Brugge’da kalan son Beguine rahibe evi. Bu rahibelerin diğerlerinden farkı dünyaya küsmeden ve herhangi bir yemin etmeden rahibelik görevlerini yerine getiriyor olmaları. Günümüzde Ten Wijngaerde ziyaretçilere açık ve oldukça da ilgi çekiyor. İçerisinde bulunan küçük bir müze de tüm dünyadaki işleri bırakıp kendilerini rahibe olmaya adayan kadınların nasıl bir hayat sürdükleri ile ilgili çok ilginç bilgiler veriliyor.

6. De Halve Maan Bira Fabrikası

45 dakikalık De Halve maan müzesi turu sonunda ziyaretçiler dünyanın en iyi bira yapan ülkesinin nasıl teknikler kullandığını öğreniyorlar. Ülkenin 180 fabrikası arasında Half Moon en eski olanı. 1856 yılından günümüze kadar tam 6 kuşak bu aile geleneğini sürdürmeye devam ediyor. Küçük bir giriş ücreti bulunuyor ve buna istediğiniz bir bira da dâhil. Ziyaretçiler fabrikanın bar ya da restoranında merak ettiği tüm biraların tadına da bakabilir.

7. Kutsal Kan Bazilikası 

Bu 12. yüzyıla ait Bazilikanın en büyük özelliği bir parça kumaşa bulaşmış olan kanın İsa’nın kanı olduğuna inanılması. Rivayete göre bu kutsal eşya Kudüs’teki ikinci haçlı seferi sırasında ele geçirildi. Küçük kristal bir şişe içinde bulunan parça her Cuma günü ziyaretçilere açılıyor. Bu serginin yapıldığı şapel ise tasarımı ve atmosferi ile Romanesk mimari tarzının en müthiş örneklerinden birini yansıtıyor.

8. Belfry Çan Kulesi (Belfry of Bruges)

Ortaçağa ait bu çan kulesinin geçmişi 1240 yılına, Brugge kumaş endüstrisindeki en büyük isimlerden biri olduğu dönemlere dayanıyor. Çıkan bir yangından sonra yok oldu ancak 40 yıl sonra tekrar yapıldı. Yüzyıllar içinde sürekli olarak çıkan yangınlara rağmen günümüze kadar gelmeyi de başardı. 366 basamak sonunda tepesine çıktığınızda muhteşem bir manzara sizleri bekliyor olacak.

9. Markt of Bruges

Avrupa’nın çok az yerinde meydanlar Brugge’da olduğu gibi muhteşem kafe, dükkân ve mimari sanat eserleriyle doludur. 958 yılından beri bu meydan şehrin hem ana alışveriş hem de iş merkezi olmuş durumda. Günümüzdeki binaların büyük bir kısmı 19. Yüzyıla ait olsa da 13. Yüzyıla ait olan çan kulesi halen eski işlevini görmeye devam ediyor. Kuzey ve doğu bölgesini sıralayan evlerin hemen hepsi geleneksel yapıların yeniden yapılandırılmasıyla bu halini aldı. Meydandan fayton seferleri de yarım saatlik turlar şeklinde düzenleniyor.

10. Brugge’un kanalları

Su kanallarının muhteşem güzelliğinden dolayı Brugge için genellikle “Kuzeyin Venediği” denilir. Orta çağlarda Reie nehrini şehrin içinden geçen kanallara dönüştüren insanlar bu sayede tüccarların ürünlerini pazara çok daha kolay bir şekilde getirmesini sağlamıştı. Günümüzde bu kanallarda botlarla yapılan gezilerle şehrin en güzel yerlerini en güzel açıyla görebiliyorsunuz. Kanallar arasında en güzeli ve en romantik olanı tartışmasız Groenerei (Yeşil Kanal). Peerdebrug köprüsü üzerinden de harika bir görüntüye sahip olan kanal yemyeşil ağaçların, 17. Yüzyıla ait konakların ve yaşlı bakım evlerinin arasından geçiyor ve en yukarda duran katedralin kulesinin gölgesinde yavaş ve huzurlu bir şekilde akıyor.

Henüz Yorum Yapılmamış

BİR CEVAP BIRAK

four × one =

loading-YouTube-player_zps9255a050