Avrupa seyahati planlanırken çoğu zaman aynı şehirler konuşulur. Herkesin listesinde benzer duraklar vardır: Büyük meydanlar, kalabalık caddeler, uzun müze kuyrukları… Oysa kıtanın asıl sürprizleri çoğu zaman biraz daha kenarda kalmış, adını çok sık duymadığınız şehirlerde saklıdır.
Bu yazıda sizi böyle şehirlerle tanıştıracağız. Kalabalık tur otobüslerinden uzak, fotoğraflarda görüp merak uyandıran, sokaklarında dolaşırken keşif duygusunu yeniden hissettiren 10 Avrupa şehri… Belki bugüne kadar adını hiç duymadığınız, belki de görüp bir gün gitsem mi diye düşündüğünüz yerler. Ama bir şey kesin: Bu şehirler, Avrupa seyahat listenize küçük ama oldukça etkileyici bir dokunuş olacak.
Mutlaka Görmeniz Gereken Avrupa Şehirleri
Braga, Portekiz

Portekiz’in kuzeyinde yer alan Braga, ülkenin en eski şehirlerinden biri olmasına rağmen çoğu gezginin radarına pek girmiyor. Oysa şehir, tarihi kiliseleri, barok mimarisi ve sakin atmosferiyle sakinlik seven turistlerin dostu. Braga’ya geldiğinizde ilk dikkat çeken şey, şehrin neredeyse her köşesinde karşınıza çıkan görkemli dini yapılar. Bu yüzden Braga’ya bazen Portekiz’in Roma’sı da deniyor.
Şehrin en ünlü noktası ise tepede yer alan Bom Jesus do Monte. Uzun ve simetrik merdivenleriyle fotoğraflarda sıkça gördüğünüz o etkileyici yapı işte burası. Merdivenleri tırmanmak biraz yorucu olabilir ama yukarıdaki manzara buna değiyor. Braga’da ayrıca dar sokaklarda yürüyüş yapmak, küçük kafelerde oturup Portekiz kahvesi içmek ve yerel pastanelerde tatlı molası vermek de oldukça keyifli.
Albarracin, İspanya

İspanya’nın doğusunda, kırmızı tonlarındaki taş evleriyle ünlü Albarracin, bir masal kasabası resmen. Şehir, yüksek kayalıkların üzerinde kurulmuş ve etrafı eski surlarla çevrili. Dar sokakları, birbirine yaslanmış evleri ve taş yolları sayesinde burada yürürken zamanın biraz yavaşladığını hissediyorsunuz.
Albarracin’in en güzel yanı ise yürüyerek tüm şehri keşfedebiliyor olmanız. Şehrin üst kısmındaki kaleye doğru çıkarken karşınıza çıkan manzaralar gerçekten etkileyici. Eski şehirdeki küçük meydanlar, geleneksel restoranlar ve seyir noktaları Albarracin’i fotoğraf tutkunları için de oldukça cazip hale getiriyor.
Klaipeda, Litvanya

Baltık kıyısında yer alan Klaipeda, Litvanya’nın en farklı şehirlerinden biri. Bunun nedeni ise şehirde hem Baltık hem de Alman mimarisinin izlerini bir arada görebilmeniz. Özellikle eski şehir bölgesindeki yarı ahşap evler ve taş sokaklar, buraya oldukça farklı bir karakter kazandırıyor.
Klaipeda deniz havası almak isteyenler için de harika bir durak. Şehirden kısa bir feribot yolculuğuyla ulaşabileceğiniz Curonian Spit, dev kum tepeleri ve doğal manzaralarıyla UNESCO korumasında olan etkileyici bir bölge. Doğa ve şehir gezisini bir arada seviyorsanız, Klaipeda sizi oldukça mutlu edebilir.
Annecy, Fransa

Annecy, Fransa’nın en romantik şehirlerinden biri olarak gösteriliyor ama ilginç şekilde hala birçok gezgin tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Şehrin ortasından geçen kanallar, pastel renkli evler ve göl manzarası Annecy’yi bir film setine benzetiyor. Bu yüzden buraya sık sık Fransız Alpleri’nin Venedik’i denildiğini duyabilirsiniz.
Şehrin en güzel noktalarından biri Annecy Gölü. Avrupa’nın en temiz göllerinden biri olarak kabul edilen bu gölün etrafında bisiklet sürmek, yürüyüş yapmak ya da manzarayı izlemek bile başlı başına keyifli bir aktivite. Annecy’de küçük kafelerde oturup Fransız tatlılarının tadına bakmak da seyahatin en keyifli anlarından biri olabilir.
Rocamadour, Fransa

Rocamadour’u ilk gördüğünüzde muhtemelen kısa bir süre gözlerinize inanamazsınız. Çünkü bu şehir, kayalık bir yamaca yapışmış gibi görünen yapılarıyla oldukça etkileyici bir manzaraya sahip. Fransa’nın güneybatısında yer alan Rocamadour, yüzyıllardır hac yolu üzerinde önemli bir durak olarak biliniyor.
Şehrin en dikkat çekici kısmı ise yukarı doğru katman katman yükselen tarihi yapıları. Taş merdivenlerden yukarı doğru çıkarken hem tarihi kiliseleri hem de etkileyici vadi manzarasını görebiliyorsunuz. Rocamadour küçük bir şehir olsa da atmosferi oldukça güçlü; burada geçirilen birkaç saat bile unutulmaz bir deneyime dönüşebiliyor. Mutlaka gezi listenize eklemelisiniz.
Olomouc, Çekya

Çekya denince çoğu kişi doğrudan Prag’ı düşünür ama Olomouc bu konuda biraz haksızlığa uğruyor. Şehir, barok mimarisi, geniş meydanları ve tarihi atmosferiyle Prag’ın daha sakin bir versiyonu gibi. Kalabalık turist grupları yerine daha yerel bir atmosfer arıyorsanız Olomouc iyi bir seçenek olabilir.
Şehrin kalbi sayılan Holy Trinity Column ise UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Bu anıtın bulunduğu meydan özellikle gün batımında oldukça etkileyici görünüyor. Olomouc’ta öğrenci nüfusunun yüksek olması sayesinde şehirde canlı ama samimi bir sosyal hayat da var.
Pecs, Macaristan

Macaristan’ın güneyinde yer alan Pecs, farklı kültürlerin iz bıraktığı şehirlerden biri. Roma döneminden Osmanlı dönemine kadar uzanan bu tarih, şehirdeki mimaride açıkça hissediliyor. Özellikle meydandaki Pecs Cathedral ve Osmanlı döneminden kalma cami yapıları oldukça dikkat çekici.
Pecs sanatla da oldukça iç içe bir şehir. Küçük galeriler, müzeler ve renkli sokaklar şehrin kültürel yönünü ortaya koyuyor. Eğer Avrupa’da hem tarihi hem de kültürel atmosferi güçlü ama sakin bir şehir arıyorsanız Pecs aradığınız yer olabilir.
Trogir, Hırvatistan

Adriyatik kıyısındaki Trogir, küçük ama etkileyici şehirlerden biri. Tarihi şehir merkezi küçük bir adacığın üzerine kurulmuş ve köprülerle ana karaya bağlanıyor. Bu yüzden Trogir’e geldiğinizde kendinizi bir müzede yürüyormuş gibi hissedebilirsiniz.
Şehrin dar taş sokakları, eski meydanları ve sahil boyunca uzanan restoranları da oldukça keyifli bir atmosfer yaratıyor. Özellikle gün batımında sahilde yürüyüş yapmak ve deniz manzarası eşliğinde yemek yemek Trogir’de yapılacak en güzel şeylerden biri.
Sighișoara, Romanya

Sighișoara, Avrupa’daki en iyi korunmuş Orta Çağ şehirlerinden biri olarak biliniyor. Renkli evleri, taş sokakları ve kuleleriyle şehir gerçekten masalsı bir atmosfere sahip. Bu yüzden Sighișoara’ya gelen birçok kişi kendini bir film setinde geziyormuş gibi hissediyor.
Şehir tarihiyle de oldukça ilginç. Çünkü efsanelere göre ünlü vampir karakteri Dracula’ya ilham veren kişi olan Vlad the Impaler burada doğmuş. Bu yüzden şehirde vampir temalı hediyelik eşyalar görmek de oldukça normal.
Dinant, Belçika

Belçika’nın en etkileyici şehirlerinden biri olan Dinant, Meuse Nehri kıyısında kurulmuş küçük ama oldukça renkli bir şehir. Nehir kenarındaki renkli evler ve arkasında yükselen kayalıklar, Dinant’ı Avrupa’nın en etkileyici manzaralarından birine sahip şehirlerden biri haline getiriyor. Burada ilk görmeniz gereken yer de Citadel of Dinant. Buraya teleferikle çıkabilir ve yukarıdan muhteşem nehir manzarasını izleyebilirsiniz. Şehirde birçok saksafon heykeline rastlamak mümkün çünkü Dinant, saksafonun mucidi olan Adolphe Sax’ın doğduğu yer olarak da biliniyor.
İlginizi çeken rotaya uçak bileti alın ve yola Turna ayrıcalıkları ile çıkmanın keyfine varın.

