Dünyanın öyle köşeleri var ki ayak bastığınız an bildiğiniz tüm coğrafya kurallarını bir çırpıda unutturur size. Yeryüzünde değil de başka bir gezegende, belki de doğrudan gökyüzünün üzerinde yürüyormuşsunuz hissine kapılırsınız. Seyahat etmenin o yerlerin gizemli ruhunu hissetmek olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Her Ay 1 Efsane serimizde bu ay, böyle bir yere, gerçekle rüyanın birbirine karıştığı o büyülü çizgiye yani Salar de Uyuni’ye uzanıyoruz. Ayaklarınızın altındaki zeminin bulutlarla birleştiği, yürüdükçe boşlukta süzüldüğünüzü hissedeceğiniz eşsiz bir doğa harikasına doğru yola çıkıyoruz. Uçak biletinizi alın, sırt çantalarınızı ve en önemlisi hayal gücünüzü hazırlayın çünkü bu seferki durağımız sizi gerçekten derinden etkileyecek.
Bu ayki konuğumuz, Güney Amerika’da sonsuz bir beyazlık gibi uzanan, dünyanın en büyük aynası Salar de Uyuni. Uçsuz bucaksız bir tuz çölü düşünün. Gündüzleri pamuk gibi bulutların üzerinde yürürken, geceleri yıldızların arasında kaybolduğunuzu hissediyorsunuz. Yeryüzünün her mucizesi gibi, Salar de Uyuni’nin de yerel halkın dilden dile aktardığı, hüzünlü ve bir o kadar da dokunaklı hikayeleri var. Doğanın bu muazzam aynası, aslında kırık bir kalbin asırlardır kurumayan gözyaşlarını saklıyor. Hazırsanız, bu sonsuz beyazlığın ardındaki o kadim efsanenin derinliklerine birlikte gidelim.
Salar de Uyuni Efsanesi

Bölgenin yerli halkı Aymaraların inanışlarına göre, Salar de Uyuni’nin etrafını devasa bir sur gibi saran o heybetli dağlar, her zaman şimdiki gibi taştan ve topraktan ibaret değildi. Çok eski zamanlarda, yeryüzünün henüz genç olduğu çağlarda, bu dağların her biri yeryüzünde özgürce dolaşan görkemli devlerdi. Bu devlerin arasında dillere destan güzelliğiyle bilinen Tunupa ile güçlü ve cesur Kusku evliydi. Mutlu bir yaşam sürdükleri sanılırken, Kusku’nun kalbi bir başka dev olan Kusina’ya kaydı. Kusku, eşi Tunupa’yı terk ederek Kusina ile birlikte çok uzaklara kaçtı. Geride ise kalbi paramparça olmuş, ihanetin ağırlığı altında ezilen Tunupa kalmıştı.
Tunupa günlerce, gecelerce hiç durmadan ağladı. Kucağındaki bebeğini emzirirken gözlerinden süzülen yaşlar öylesine çoktu ki bu acı dolu gözyaşları anne sütüyle birbirine karıştı. Efsaneye göre, bu süt ve gözyaşı seli o kadar büyük bir alana yayıldı ki bugün ziyaretçilerin hayranlıkla baktığı o uçsuz bucaksız, bembeyaz Salar de Uyuni’yi oluşturdu.

Bu hüzünlü hikayenin halk arasında fısıldanan bir başka versiyonu daha var. Yine dağların devler olarak yeryüzünde dolaştığı o kadim günlerde, Tunupa ve eşinin dünyalar güzeli bir bebeği olur. Ancak sevinçleri çok uzun sürmez. Diğer tanrılar, belki kıskançlıktan belki de minik bebeğin o devasa ve tehlikeli dünyada zarar göreceğinden korktukları için, çocuğu onlardan gizlice uzaklara kaçırırlar.
Yavrusundan ansızın koparılan, en sevdikleri tarafından ihanete uğrayan Tunupa, derin bir karanlığın, kahredici bir hüznün içine sürüklenir. Gözlerinden akan yaşların ardı arkası hiç kesilmez. Sütle karışan o bitmek bilmeyen gözyaşları, dağların eteklerinden süzülerek devasa vadileri doldurur. Hangi efsaneye inanırsınız bilinmez ama Aymara halkı için bu sonsuz tuz çölü, hala Tunupa’nın duyduğu sonsuz özlemin ve kalbindeki o dinmeyen sızının bembeyaz, donmuş bir hatırası.
Gölün Gerçek Hikayesi

Masalların ve mitlerin o büyüleyici dünyasından çıkıp işin biraz da bilimsel tarafına bakacak olursak, doğanın kendi içindeki döngüsünün de en az efsaneler kadar etkileyici olduğunu görebiliriz. Salar de Uyuni’nin gerçek oluşum hikayesi, günümüzden on binlerce yıl öncesine, Pleistosen dönemine kadar uzanıyor. O zamanlar bu bölge, Minchin adı verilen devasa ve derin bir tarih öncesi gölün sularıyla kaplıydı. Ancak binlerce yıl süren sert iklim değişimleri, yakıcı güneş ve azalan yağışlar nedeniyle bu dev göl yavaş yavaş buharlaşmaya başladı.
Sular çekildikçe geriye daha küçük göller ve dünyanın en büyük tuz çölü olan Salar de Uyuni kaldı. Yani bugün üzerinde yürüdüğünüz o kalın, çıtırdayan tuz tabakasının altında hala eski çağların mirası olan, lityum açısından zengin devasa bir su havzası yatıyor.
Salar de Uyuni ile ilgili daha fazla bilgiye, fotoğrafa ve yönlendirmelere buradan ulaşabilirsiniz.
Salar de Uyuni Nerede?

Peki, bu efsanevi güzelliği kendi gözlerinizle görmek, o sonsuz beyazlığın içinde kaybolmak isterseniz rotanızı nereye çevirmeniz gerekiyor? Salar de Uyuni, Güney Amerika kıtasında, çok kültürlü ve sıcakkanlı yapısıyla bilinen Bolivya’nın güneybatısında yer alıyor. And Dağları’nın zirvelerine yakın bir konumda bulunan bu devasa tuz gölü, deniz seviyesinden yaklaşık 3.650 metre yükseklikte konumlanıyor. Yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir alanı kaplayan bu uçsuz bucaksız coğrafya, dünyanın en büyük tuz dairesi unvanını gururla taşıyor.
Bölgeye ulaşmak için genellikle macera dolu yolculukların başlangıç noktası olan küçük ve sevimli Uyuni kasabası tercih ediliyor. Bu kasabadan kalkan arazi araçlarıyla o bembeyaz sonsuzluğa doğru yola çıktığınızda, kendinizi bir belgeselin ortasında hissetmeniz çok olası.
Elbette böyle benzersiz bir doğa harikasını ziyaret etmek, standart bir seyahatten biraz daha fazla hazırlık ve macera ruhu gerektiriyor. Yüksek rakım nedeniyle oksijen seviyesinin düşük olması, özellikle ilk günlerde sizi biraz yorabilir ancak o muazzam manzarayı ilk gördüğünüz an tüm yorgunluğunuzun uçup gideceğine emin olabilirsiniz.
Seyahatinizi planlarken ne görmek istediğinize karar vermeniz de tatilinizin keyfini ikiye katlayacaktır. Eğer gökyüzünün yeryüzüne karıştığı o meşhur ayna efektini yakalayıp efsanevi fotoğraflar çekmek istiyorsanız, Aralık ile Nisan ayları arasındaki yağmur sezonunu tercih etmelisiniz. Sonsuzluğa uzanan o kusursuz altıgen tuz çatlakları üzerinde yürümek isterseniz, Mayıs ve Kasım ayları arasındaki kuru sezon size göre demektir. Hangi dönemi seçerseniz seçin, Salar de Uyuni size hayatınız boyunca unutamayacağınız, hafızanıza kazınacak sihirli anılar sunmak için orada, tüm ihtişamıyla sizleri bekliyor. Bir sonraki efsanemizde buluşuncaya dek, keşif aşkıyla ve hep yollarda kalın!

