Avrupa Gezi Rehberi Japonya Gezi Rehberi Türkiye'de Gezilecek Yerler

Dünyanın En İlginç Müzeleri

Turna Genel

Yeni bir seyahat planlamaya başladınız: Uçak bileti hazır, oteller ayarlandı; sıra geldi gezi planı yapmaya. Yeni bir kültür tanımak, yeni şehirler keşfetmek için araştırmalar başlasın: İlk durak müzeler. Müze gezmek harikadır, buna kimsenin itirazı yok. Gittiğimiz o havalı şehirlerde devasa sütunlu binalardan içeri girip, soyut tablolara bilgece bakmak seyahatlerimizin olmazsa olmazı sayılır. Ama dürüst olalım; bazen müze gezmek eğlenceden çok bir görev gibi olabiliyor. Tabii ki gittiğimiz ülkelerdeki önemli müzeleri, tarihi eserleri görelim ama araya biraz eğlence katmanın kimseye zararı olmaz. 😄

Bugün fırçaları, tabloları ve heykelleri bir kenara bırakıyoruz. İnsan yaratıcılığının sınırlarını ve bazen de akıl sağlığını zorlayan, duyduğunuzda ufak bir şok geçireceğiniz dünyanın en absürt müzelerine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Seyahat planlarınızı altüst edecek o yolculuğa hazır olun. Kemerlerinizi bağlayın, gözlüğünüzü takın ve ciddiyeti kapıda bırakın!

Öğrencilik yıllarımızın kahramanı, tembellik krizlerinin resmi kurtarıcısı hazır eriştelerin bir müzesi olmasın da kimin olsun? Japonya’nın Yokohama kentindeki CupNoodles Müzesi, karbonhidrat sevdalıları için harika bir durak. Mucit Momofuku Ando’ya adanan bu eğlenceli mekanda, yıllar içinde üretilmiş binlerce çeşit bardağın oluşturduğu devasa duvarı izlerken ufak bir hipnoz yaşayabilirsiniz. 🍜

Ama en eğlenceli yer, kendi noodle’ınızı tasarladığınız o muazzam atölye. Bardağınızı keçeli kalemlerle boyuyor, içindeki malzemeleri ve sosu tamamen kendi damak tadınıza göre seçip o meşhur fabrikasyon presiyle paketletiyorsunuz. Dünyanın en kişisel, en lezzetli ve muhtemelen eve dönene kadar dayanamayıp uçakta mideye indireceğiniz o harika sanat eseriniz hayırlı olsun. 

Amsterdam denince aklınıza laleler, kanallar kenarında romantik yürüyüşler ve sürekli üzerinize doğru gelen çılgın bisikletliler geliyor olabilir. Ancak şehrin göbeğinde, insanoğlunun karanlık geçmişine ışık tutan İşkence Müzesi var. Orta Çağ’da insanların birbirinin canını yakmak için tasarladığı envai çeşit aleti gördüğünüzde, küçük bir şok geçirebilirsiniz. 

Giyotinler, kafatası kırıcılar ve sırf dedikodu yaptı diye insanlara zorla takılan o tuhaf, ağır utanç maskelerini incelemek gerçekten tüyler ürpertici. Müzeden çıkarken, modern dünyada yaşadığınıza şükredeceksiniz ki, Amsterdam sokaklarında mutluluktan sekerek yürümeniz işten bile değil.

Hepimizin geçmişinde hatırladıkça uzaklara daldığı, bazen de o insanla nasıl vakit geçirmişim diye kendi kendine söylendiği bitmiş ilişkileri mutlaka vardır. Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’deki Kırık Kalpler Müzesi, eski sevgilinin sosyal medyasına gizlice bakmaktan çok daha sağlıklı ve kesinlikle çok daha eğlenceli bir merkez. Dünyanın dört bir yanından bağışlanan, yarım kalmış aşklara ait yüzlerce obje sergileniyor burada. Eski sevgilinin hediye ettiği o devasa ayıdan, hınçla parçalanmış mobilyalara, hatta eski bir DVD’ye kadar her şey var. Eşyaların yanındaki trajikomik ayrılık hikayelerini okurken bir yandan kıkırdayacak, bir yandan da yalnız olmadığınızı görüp derin bir oh çekeceksiniz. 💔

Paris dendiğinde arka planda hemen akordeon çalmaya başlar, burnunuza taze kruvasan ve pahalı parfüm kokuları gelir. Şimdi o romantizmi usulca yere bırakın ve Paris’in yer altına, gerçek kahramanların dünyasına doğru inelim. Le Musée des Egouts, yani Kanalizasyon Müzesi, bu aşk şehrinin altını üstüne getiriyor. 1800’lerden beri aktif olan bu tarihi tünellerde yürürken, şehrin temizlik ve mühendislik serüvenini canlı canlı deneyimliyorsunuz. Işıltılı Paris sokaklarının altında yatan bu devasa altyapıyı görmek, her babayiğidin harcı olmayan, çok havalı ve sıra dışı bir deneyim. Turna Mobil Uygulama

Bu müzeyi gezmek için yürümenize gerek yok, yüzmeniz yeterli. Meksika’nın o dillere destan turkuaz sularında yer alan Museo Subacuático de Arte (MUSA), şnorkel ve paletlerinizi takıp dalış yapacağınız, dünyanın en ıslak sanat galerisi. Deniz tabanına yerleştirilmiş 500’den fazla gerçek boyutlu insan heykeli, zamanla mercanlara ve çeşit çeşit tropikal balıklara ev sahipliği yapmaya başlamış. Suyun altında sessizce süzülürken, bir balığın heykelin burnundan çıkıp kulağından girmesini izlemek size bambaşka bir evrendeymişsiniz hissi verecek. 

Hindistan’ın başkenti Delhi’deki Sulabh Uluslararası Tuvalet Müzesi, günlük hayatımızın gizli kahramanlarına hak ettikleri saygıyı nihayet gösteriyor. Milattan önce 2500’lü yıllardan bugüne insanlığın en doğal ihtiyacının nasıl bir evrim geçirdiğini görmek kelimenin tam anlamıyla aydınlatıcı. Eski Roma’nın yan yana dizilmiş dedikodu yapmaya müsait ortak tuvaletlerinden, Fransız krallarının o süslü püslü lüks klozetlerine ve hatta astronotların yerçekimsiz ortamda kullandıklarına kadar her türlü detay burada mevcut. Hijyenin tarihini harika bir mizahla harmanlayarak anlatan bu müzeden sonra, evinizdeki klozete çok daha saygı dolu bir gözle bakacağınız garanti.

“Ben her şeyi yerim, midem taştandır, yeni lezzetlere hep açığım” diyenlerdenseniz, İsveç’in Malmö kentindeki İğrenç Yemek Müzesi’ne alalım sizi, zira burada biraz ter dökebilirsiniz. Bu müze, dünyanın farklı kültürlerinde insanların bayılarak yediği ama dışarıdan birinin şok olacağı 80’den fazla spesiyali bir araya getiriyor. Peru’nun meşhur kurbağa smoothiesi, Sardinya’nın içinde canlı kurtçuklar zıplayan peyniri veya İsveçlilerin kendi icadı olan o felaket kokulu fermente balık Surströmming… Bu gezinin en ikonik kısmı ise müzeye giriş biletinizin aslında bir kusma torbası olması. Evet, yanlış duymadınız. Cesareti olanlar için çıkışta bir tadım barı bile var. Burayı gezdikten sonra o sevmediğiniz pırasa yemeği size Michelin yıldızlı bir tabak gibi gelecek. 😄

Eğer karar verdiyseniz ve bu ilginç yemekleri görmeyi planlıyorsanız müzenin web sitesini buradan ziyaret ederek önden bir hazırlık yapabilirsiniz.

müze

Gelelim listemizin kapanışına; dünyanın en tuhaf rotalarından biri için ülke sınırlarından çıkmamıza bile gerek yok. İstikametimiz Kapadokya, Avanos. Çömlek ustası Chez Galip’in karanlık bir mağaranın içine kurduğu Avanos Saç Müzesi, adını duyduğunuz andan itibaren sizi şaşırtabilir. Ama panik yok, hikaye aslında son derece romantik. Yıllar evvel Galip Usta’yı ziyaret edip ülkesine dönen Fransız bir kadının, ondan bir hatıra kalması için kestiği bir tutam saçla başlayan bu serüven, zamanla müzeyi ziyaret eden kadınların da saçlarını bırakmasıyla devasa bir koleksiyona dönüşmüş.

Bugün mağaranın duvarlarında, tavanda, sağda solda sallanan 16 binden fazla kadının saç tutamı asılı. On binlerce saç telinin arasında yürümek, hem ufak bir ürperti veriyor hem de inanılmaz büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Makası elinize alıp kendi saçınızdan bir parça bırakıp bırakmamak ise tamamen sizin cesaretinize kalmış.

Turna Otel
Seyahat ve Turizm alanında içerik üreticisi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir