Tatil planları yaparken hep kendimizi aynı popüler beldelerde, iğne atsak yere düşmeyecek kadar dolu plajlarda veya birbirinin aynısı otellerde buluyoruz. Peki, bu sefer ezber bozmaya ve ana yoldan giderken tabelasını görüp geçtiğimiz, içinde ne olduğunu merak ettiğimiz o köy yollarına sapmaya ne dersiniz? Çünkü bu toprakların asıl ruhu bazen asırlık çınarların gölgesinde kahvesini yudumlayan amcaların sohbetinde, el emeği göz nuru yemeklerde ve taş evlerin pencerelerinden sarkan sardunyalarda gizli.
Doğa harikası manzaralardan gastronomi cennetlerine uzanan, her biri size ayrı bir masal anlatacak şahane bir köy listesi hazırladık. Arkanıza yaslanın, yazımızın keyfini çıkarın ve haritayı önünüze açın; Türkiye’nin en keyifli köylerine doğru yola çıkıyoruz! 🏡
Türkiye’nin En Güzel 10 Köyü
Kaleköy – Antalya

Antik Likya dönemindeki adıyla Simena, karada olmasına rağmen ulaşımın neredeyse sadece teknelerle sağlandığı, masal diyarından fırlamış gibi duran bir cennet. Araba gürültüsü yok, egzoz kokusu yok; sadece denizin şırıltısı ve cırcır böceklerinin o tanıdık sesi var. Kekova’nın o muazzam turkuaz sularının hemen kenarına dizilmiş taş evler, sizi anında büyüleyecek.
Köyün zirvesinde yer alan Orta Çağ’dan kalma kaleye doğru o dar ve dik merdivenlerden çıkarken biraz yorulabilirsiniz ama göreceğiniz manzara buna fazlasıyla değecek. Aşağı indiğinizde ise mutlaka ama mutlaka dondurma eşliğinde keyif yapmalısınız; serin sulara karşı dondurmanızı yerken tüm yorgunluğunuzun uçup gittiğini hissedeceksiniz.
Şirince – İzmir

Adı gibi gerçekten de şirin olan bu köy, yemyeşil tepelerin arasına saklanmış beyaz badanalı, kırmızı kiremitli tarihi Rum evleriyle gönlünüzü anında fethedecek. Bir zamanlar 2012’deki Maya takvimi kıyamet senaryolarıyla tüm dünyanın diline düşmüş olsa da, Şirince’nin asıl güzelliği o bozulmamış dokusunda ve daracık taş sokaklarında gizli.
Köyün sokaklarında gezinirken burnunuza gelen kumda kahve kokularına karşı koymanız pek mümkün değil. Yöresel otlarla hazırlanmış enfes Ege lezzetlerini tattıktan sonra, köyün meşhur meyve şaraplarından veya mürver şurubundan yudumlayarak gün batımının tadını çıkarabilirsiniz. Çarşısındaki teyzelerin el emeği göz nuru işlerine ve takı tezgahlarına bakmadan dönmek ise olmaz.
Cumalıkızık – Bursa

Uludağ’ın eteklerinde, tam 700 yıllık bir Osmanlı rüyasının içinde yürümeye herkesin evet diyeceğini düşünüyorum. Cumalıkızık, ahşap ve kerpicin o muazzam uyumunu yansıtan rengarenk evleri ve ortasından suların aktığı taş sokaklarıyla sizi bir zaman makinesine sokuyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alması da bu köyün ne kadar özel olduğunun en büyük kanıtı.
Eğer buraya yolunuz düşerse, sabahın erken saatlerinde gelip o meşhur köy kahvaltılarından birini mutlaka yapmalısınız. Odun ateşinde pişen gözlemeler ve demli bir çay eşliğinde yapılan kahvaltının tadı damağınızda kalacak. Fotoğraf makinelerinizin şarjını yola çıkmadan kontrol etmeyi unutmayın.
Anıtlı – Mardin

Mardin’in Midyat ilçesine bağlı olan Anıtlı, Süryani kültürünün ve taş işçiliğinin en zarif örneklerini görebileceğiniz, tarihi adıyla Hah köyü. İlk andan itibaren Mezopotamya’nın o mistik ve kadim havasını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Köyün kalbinde yer alan Meryem Ana Kilisesi, yüzlerce yıllık sırları duvarlarında saklıyor gibi duruyor.
Mardin’in o alışık olduğumuz sarı sıcak taşlarının arasında dolaşırken, zamanın burada yüzyıllar önce durduğuna yemin edebilirsiniz ama ispatlayamazsınız. Yöre halkının misafirperverliği, çalan kilise çanları ve o benzersiz huzur hissi, Anıtlı’yı Türkiye’nin en özel rotalarından biri yapıyor. Sadece tek uyarım, yaz mevsiminin gerçekten çok sıcak olduğunu unutmayın!
Camili – Artvin

Artvin’in Borçka ilçesine bağlı olan Camili, diğer adıyla Macahel, Türkiye’nin UNESCO tarafından tescillenmiş ilk biyosfer rezerv alanı. Yeşil ormanların, sisli dağların ve coşkun derelerin arasında kaybolmak istiyorsanız, Karadeniz’in bu el değmemiş köşesi mutlaka gitmeniz gereken bir adres. Yeşilin doğada var olabilecek her tonunu burada bir arada görebilirsiniz.
Buradaki ahşap mimarili evlerin arasında dolaşırken ciğerlerinize dolan tertemiz oksijen başınızı hafifçe döndürebilir. Ayrıca buraya kadar gelmişken o dünyaca ünlü saf Kafkas arısı balından yemeden dönmek büyük bir hata olur. Doğanın tüm cömertliğini sergilediği Camili’de, telefonunuzun çekmediği o anların tadını çıkarın.
Uzunyurt – Muğla

Siz onu muhtemelen Faralya adıyla biliyorsunuz. Fethiye’nin hemen yanı başında, Kelebekler Vadisi’ne tepeden bakan, dik yamaçlara kurulmuş doğa harikası bir yeryüzü cenneti. Çam ağaçlarının kokusu ile denizin iyot kokusunun birbirine karıştığı bu köy, Likya Yolu yürüyüşçülerinin de en favori duraklarından biri.
Özellikle gün batımı saatlerinde güneşin denizin üzerinde yarattığı o kızıl şölen, hayatta izleyebileceğiniz en romantik manzaralardan birini sunuyor. Kalabalıktan uzak, sadece doğanın ve manzaranın tadını çıkarmak isteyenler için Faralya doğru tercih.
Ortahisar – Nevşehir

Kapadokya’nın büyülü dünyasında, turistik kalabalıklardan bir nebze daha uzak, gerçek bir köy hayatı yaşamak isterseniz rotanızı Ortahisar’a çevirmelisiniz. Köyün tam ortasında devasa bir peribacası gibi yükselen Ortahisar Kalesi, etrafına dizilmiş tarihi taş evlerle birlikte muazzam bir silüet oluşturuyor.
Köyün en ilginç özelliklerinden biri de yeraltına oyulmuş o devasa soğuk hava depoları; Akdeniz’in limonları ve elmaları burada aylarca tazeliğini koruyor. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gökyüzünü süsleyen rengarenk sıcak hava balonlarına karşı kahvenizi yudumlamak, Ortahisar’da yaşayacağınız en unutulmaz anılardan biri olacak.
Adatepe – Çanakkale

Kaz Dağları’nın, yani antik mitolojideki adıyla İda Dağı’nın eteklerinde yer alan Adatepe, eski Rum ve Türk mimarisinin muhteşem bir uyumla harmanlandığı bir oksijen alanı. Restore edilmiş zarif taş evleri, sardunyalarla süslü pencereleri ve arnavut kaldırımlı sokaklarıyla o kadar estetik ki, her köşe başında bir fotoğraf çekme isteği uyanıyor içinizde.
Köyün hemen girişinde yer alan Zeus Altarı’na kısa bir yürüyüş yapıp Edremit Körfezi’nin o nefes kesen manzarasına yukarıdan bakmadan dönmek olmaz. Köy meydanındaki devasa asırlık çınarların altında oturup, buz gibi bir koruk suyu ya da köpüklü bir yorgunluk kahvesi içmek, Adatepe seyahatinizin en keyifli ritüeli.
Boğatepe – Kars

Erzurum-Kars platosunun yükseklerinde, tertemiz havası ve uçsuz bucaksız yeşil çayırlarıyla Türkiye’de bir İsviçre Alpleri havası estiren Boğatepe, gastronomi tutkunlarının sık sık ziyaret ettiği bir yer. Burası aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek Peynir Müzesi’ne (Zavot Eko Müze) ev sahipliği yapan bir üretim merkezi.
Müze ve Bopatepe ile ilgili daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Burada üretilen o meşhur Kars gravyerinin ve eski kaşarının tadına baktığınızda, bugüne kadar yediğiniz peynirleri sorgulayabilirsiniz. Organik ürünlerle donatılmış, peynir çeşitlerinin başrolde olduğu bir Boğatepe kahvaltısı yapmadan Kars’tan ayrılmak, kendinize yapacağınız büyük bir haksızlık olur.
Hamsiköy – Trabzon

Zigana Dağları’nın eteklerine kurulmuş, ladin ormanlarının arasında bulutlarla dans eden bir Karadeniz köyü Hamsiköy. Geleneksel Karadeniz ahşap evlerinin yamaçlara inci gibi dizildiği bu köyde, her nefes aldığınızda doğanın sizi kucakladığını hissediyorsunuz.
Ve tabii ki Hamsiköy denilince akan sular durur, akla hemen o dünyaca ünlü sütlaç gelir. O enfes dağ havasını soluyarak küçük bir yürüyüş yaptıktan sonra, üzeri nar gibi kızarmış, bol fındıklı gerçek bir Hamsiköy sütlacı yemek, bu hayattaki en büyük mutluluklardan biri olabilir. Manzaraya karşı sütlacınızı kaşıklarken, buraya geldiğiniz için keyifle dolacaksınız eminim.
Tüm bu güzellikleri görmenin en kolay yolu ise Turna’dan uçak bileti aldıktan sonra araç kiralamak ve özgürce yola çıkmak! 💙

