Yaz sıcakları bastırdığında içimize düşen gitme hissi… Şöyle uçsuz bucaksız bir maviliğe doğru yola çıkmak, ayaklarımızı yakan kumlardan serin sulara atlamak isteriz. Ama iş tatil mekanını seçmeye gelince, astronomik giriş ücretleri isteyen özel plajlar, bu masum deniz özlemimizi bazen strese dönüştürebiliyor. Ya da bazen kimsenin olmadığı sakin koylarda vakit geçirmek isteyebiliyoruz. Kalabalık işletmeleri bir kenara bırakıp rotamızı doğanın bize tamamen ücretsiz sunduğu, samimiyetiyle içimizi ısıtan halk plajlarına çeviriyoruz.
Üç tarafı denizlerle çevrili bu güzel coğrafyada, ‘en iyi tatil, en doğal olandır’ düşüncesini yaşatacak birbirinden muazzam koylar gizli. Ufak bir kaçamak yapmak, tatil planlarınızı harika bir deniz molasıyla süslemek için ihtiyacınız olan tek şey biraz keşif ruhu ve yola çıkma heyecanı. Uçak bileti ayarlanıp çantalar hazırlandıysa; Ege’nin iç ferahlatan rüzgarından Akdeniz’in sıcak kumlarına doğru uzanan bu masmavi yolculuğumuza başlıyoruz. Sizin için ülkemizin en keyifli 10 halk plajını bir araya getirdik. Hazır mısınız?
Türkiye’nin En Güzel 10 Halk Plajı
Kaputaş Plajı – Kaş

Listemize onunla başlamasak ayıp etmiş olurduk. Fotoğraflarını gördükçe iç çektiğimiz turkuaz rengi su var ya, işte burası orası! Kaputaş, devasa iki uçurumun arasından size göz kırpan bir halk plajı. Kum ve küçük çakıl karışımı bir sahili var ancak o suyun rengine asıl sebep olan şey dağlardan süzülüp gelen kaynak suları. Haliyle suya ilk girdiğinizde küçük bir şok yaşayabilirsiniz çünkü suyu gerçekten serin. Ama o yaz sıcağında, o eşsiz manzaraya karşı kulaç atarken bu serinlik inanın dünyanın en güzel hissi haline geliyor.
Tabii bu güzelliğin ufak bir bedeli var: O meşhur merdivenler. Yukarıdan inmesi çok keyifli ama çıkarken biraz nefes nefese kalabilirsiniz. Kaş ile Kalkan arasındaki o muhteşem manzaralı, kıvrımlı sahil yolunda yer alıyor. Eğer kendi aracınızla gelecekseniz, özellikle temmuz ve ağustos aylarında yol kenarında park yeri bulmak bir sinir harbine dönüşebiliyor. O yüzden benim size tavsiyem, sabah çok erken saatlerde buraya gelmeniz ya da hiç stres yapmadan Kaş veya Kalkan’dan kalkan minibüslere atlayıp doğrudan merdivenlerin başında inmeniz.
Kaputaş Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
İçmeler Halk Plajı – Marmaris

Eğer denizde dalga sevmeyen, suyu çarşaf gibi dümdüz olsun isteyenlerdenseniz, Marmaris’teki İçmeler Halk Plajı sizin için güzel bir tercih olacaktır. Arkanızı yemyeşil çam ormanlarına yaslayıp, önünüzde dümdüz uzanan denize bakarken insanın içini tuhaf bir huzur kaplıyor. Üstelik denizi hemen derinleşmediği için çocuklu aileler için de resmen kurtarıcı bir yer. İncecik kumunda yürümek de suda öylece sallanıp durmak da inanılmaz keyifli.
Ulaşımı da yolla çok uğraşmak istemeyenleri mutlu edecek cinsten. Marmaris merkeze sadece 8 kilometre uzaklıkta. Kendi arabanızla o güzel sahil yolundan efil efil 10 dakikada gidebilirsiniz. Arabanız yoksa veya parkla uğraşmak istemiyorsanız, Marmaris merkezden kalkan turuncu İçmeler dolmuşları hayat kurtarıyor. Ayrıca plajın hemen arkasında upuzun, şahane bir yürüyüş yolu var; acıktığınızda veya susadığınızda iki adım atıp hemen bir şeyler bulabiliyorsunuz.
İçmeler Halk Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Ayazma Plajı – Bozcaada

Bozcaada’nın kendine has, biraz nostaljik biraz da fıkır fıkır havasını seviyorsanız, Ayazma Plajı’na bayılacaksınız. Adanın tartışmasız en gözde ve en güzel kumsalı burası. İncecik, altın sarısı bir kumu var. Suyuna gelince… Suyun şakası yok, gerçekten çivi gibi! Ama yazın o kavurucu sıcağında denize girince insanın bütün hücreleri yenileniyor, sudan çıktığınızda kendinizi yeniden doğmuş gibi hissediyorsunuz. Ayrıca denizi o kadar berrak ki yüzerken kendi gölgenizi bile görebiliyorsunuz.
Bozcaada’ya geçmek için Geyikli iskelesinden feribota binip o güzel rüzgarı yüzünüzde hissetmeniz gerekiyor. Adaya ayak bastıktan sonra Ayazma’ya ulaşmak çocuk oyuncağı. Merkezden sürekli kalkan adaya özgü minibüsler sizi yaklaşık 15 dakikada plaja indiriyor. Eğer kendinize güveniyorsanız veya ada hayatı yaşamak istiyorsanız, adadaki dükkanlardan bisiklet kiralayıp üzüm bağlarının arasından geçerek de plaja gidebilirsiniz. Kendi aracınızla gidiyorsanız otopark alanı var ama yazın biraz kalabalık olabiliyor, aklınızda bulunsun.
Ayazma Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Torba Halk Plajı – Bodrum

Bodrum denince akla hep o gümbür gümbür müzikler, kalabalık sokaklar ve pahalı beach clublar geliyor. Torba Halk Plajı da bütün bu klişeleri yıkıp atan, Bodrum’un o sakin ve mütevazı yüzünü gösteren şahane bir yer. Koy yapısı gereği rüzgarlara oldukça kapalı, bu yüzden genelde sakin, sütliman bir denizle karşılaşıyorsunuz. Su yavaş yavaş derinleştiği ve tabanı genelde kum olduğu için yüzmesi son derece keyifli. Buraya geldiğinizde kitabınızı açıp dalga sesleri eşliğinde gerçekten kafa dinleyebilirsiniz.
Torba’nın en büyük avantajı, Bodrum merkeze burnunuzun dibi denecek kadar yakın olması; sadece 6-7 kilometre. Arabayla gidiyorsanız Bodrum merkez trafiğine hiç bulaşmadan Torba sapağından girip hemen sahile inebiliyorsunuz. Toplu taşıma kullanacaksanız, Bodrum otogarından düzenli kalkan minibüslerle çok kısa sürede denize ayağınızı sokacak hale geliyorsunuz.
Torba Halk Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Palamutbükü Plajı – Datça

Eğer Datça’nın akvaryum gibi denizini görmeyi planlıyorsanız, bilin ki adresiniz kesinlikle Palamutbükü olmalı. Upuzun bir sahil şeridi düşünün; arkanızda badem ağaçları, önünüzde inanılmaz bir mavilik… Sahili ve deniz tabanı küçük çakıl taşlarından oluşuyor, bu yüzden ayakları hassas olanlar yanına bir deniz ayakkabısı alırsa çok rahat eder. Suyu klasik Datça suyu, yani hafif serin ve o kadar berrak ki, denizin metrelerce altında yüzen minik bir balığı bile net görebiliyorsunuz.
Buraya ulaşmak, Datça’nın o meşhur, bol virajlı ama manzarasına doyulmaz yollarından geçmeyi gerektiriyor. Datça merkeze aşağı yukarı 25 kilometre uzaklıkta. Kendi aracınızla o çam ağaçlarının arasından kıvrıla kıvrıla giderken yolculuğun hiç bitmemesini isteyeceksiniz. Merkezden köylere giden minibüsler de sizi rahatlıkla bu plaja ulaştırıyor. Halk plajı kısmında şemsiyenizi atıp kamp sandalyenizi kurabileceğiniz epeyce yer var.
Palamutbükü Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Ilıca Plajı – Çeşme

Burası Türkiye’de eşine pek rastlamadığımız türden, mucize gibi bir yer. Denizin içinde kaynayan doğal termal sular var, evet inanması biraz zor. Bu yüzden Ilıca’nın suyu Ege denizine göre daha sıcak oluyor, bazen içinden hiç çıkmak istemiyorsunuz. Kumları o kadar ince ve beyaz ki, insana Maldivler’deymiş hissi veriyor. Özellikle güneş batmaya yakın o ılık suyun içinde kalıp, gökyüzünün pembeden kızıla dönüşmesini izlemek harika bir deneyim.
Çeşme ile Alaçatı’nın tam ortasında, konum olarak efsane bir yerde. Kendi arabanızla gidiyorsanız, otobandan Ilıca gişelerinden çıktıktan dakikalar sonra kumsaldasınız. Toplu taşıma kullananlar için de İzmir’den gelen otobüslerin direkt Ilıca terminalinde durması güzel bir artı. Çeşme merkezden veya Alaçatı’dan sürekli geçen dolmuşlarla da 10-15 dakikada ulaşmak mümkün. Sahili çok geniş, yani ne kadar kalabalık olursa olsun havlunuzu serecek o köşeyi mutlaka buluyorsunuz.
Ilıca Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
İztuzu Plajı – Ortaca

Doğanın dokunulmamış, beton girmemiş, vahşi güzelliğini seviyorsanız İztuzu’nu gördüğünüz an aşık olacaksınız. Bir tarafı Dalyan’ın o sazlıklarla dolu tatlı suyu, diğer tarafı tuzlu Akdeniz. Tam 4.5 kilometrelik, ucunu bucağını göremediğiniz bir kumsal. Etrafta devasa oteller yok çünkü burası dünyalar tatlısı Caretta Caretta kaplumbağalarının yuvası. Hatta kumsalda yürürken onların yumurtlama alanlarını korumak için çekilmiş ipleri görüyorsunuz.
İztuzu’na gitmenin bence en keyifli iki yolu var ve ikisi de ayrı bir macera. Birincisi, Dalyan merkezden kalkan o minik tekne dolmuşlara binmek. Sazlıkların arasından, labirent gibi kanallardan süzülerek plaja yaklaşmak insanı bir belgesel filminin içinde hissettiriyor. İkincisi ise Ortaca’dan kalkan minibüslerle ormanın içinden geçen o virajlı ama manzaralı kara yolunu kullanmak. Hangisini seçerseniz seçin, plaja ayak bastığınızda göreceğiniz manzaraya kesinlikle değecek.
İztuzu Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Çıralı Plajı – Antalya

Büyük tatil köylerinden, her şey dahil konseptinin gürültüsünden sıkılanlar toplanın; Çıralı size ilaç gibi gelecek. Olympos’un eteklerinde, çam ormanlarının tam bittiği yerde başlayan bu geniş halk plajında sadece dalga sesleri ve rüzgarın uğultusu var. Sahili taşlık, deniz aniden derinleşebiliyor ama suyu o kadar temiz ki, maskeyle daldığınızda altınızdaki dünyayı camdan izliyormuşsunuz gibi oluyor. Gece sahile inip yıldızları seyretmek ise burada yapılacak en güzel aktivitelerden biri çünkü ışık kirliliği sıfır.
Antalya’dan Kumluca yönüne doğru giderken, ana yoldan sapıp o ağaçların arasından aşağıya doğru kıvrıldığınızda Çıralı’ya ulaşıyorsunuz. Yolu biraz virajlı ama manzarası insanın içini açıyor. Antalya otogarından Kumluca yönüne giden otobüslere binip ana yoldaki kavşakta inerseniz, oradan da sürekli aşağıya çalışan minibüslerle sahile ulaşabilirsiniz. Doğallığını bu kadar iyi korumuş, etrafında dev beton binaların olmadığı böyle bir yer bulmak günümüzde gerçekten büyük şans.
Çıralı Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
İnkumu Plajı – Bartın

Hep Ege, hep Akdeniz olmaz; biraz da Karadeniz’in o deli dolu ama bir o kadar da yeşil sularına uzanalım. Bartın’daki İnkumu, inanılmaz incecik bir kuma sahip. Karadeniz sahilinde böyle ipek gibi kumu bulmak her zaman nasip olmaz. Arkasında zümrüt yeşili, sıkı bir orman, önünde ise ucu bucağı olmayan bir deniz var. Karadeniz bu, bazen hırçınlaşıp dalgalanabiliyor ama durgun olduğu günlerde inanın Ege kıyılarını aratmıyor.
Bartın şehir merkezine çok yakın, sadece 15 kilometre uzaklıkta. Kendi aracınızla ormanlık yoldan yokuş yukarı çıkıp, tepeyi aştığınız an karşınıza çıkan o manzarayı ilk gördüğünüz anı unutamayacaksınız. Sonra o yokuşu aşağı doğru süzülerek doğrudan halk plajına iniyorsunuz. Özel aracınız yoksa da hiç canınızı sıkmayın, Bartın merkezden İnkumu’na yazın çok sık minibüs ve belediye otobüsü seferi oluyor.
İnkumu Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.
Phaselis Plajı – Antalya

Geldik listenin en fiyakalı, en tarihi köşesine. (Antalyalı olduğum için Phaselis’e biraz torpil geçiyorum😁) Düşünsenize, binlerce yıllık antik bir Likya kentinin kalıntıları arasında yüzüyorsunuz. Phaselis’te yan yana üç farklı koy var ama özellikle Merkez Koy, ince kumu ve dalgasız suyuyla resmen havuz gibi. Çam ağaçları denizin üstüne o kadar eğilmiş ki, şemsiye bile açmanıza gerek kalmıyor; mis gibi çam gölgesinde havlunuza uzanıyorsunuz. Su kemerlerine baka baka denize girmek, insana o an orada olmanın ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu hissettiriyor.
Burası bir Milli Park olduğu için Müzekart’ınız varsa giriş tamamen ücretsiz, yoksa da kapıdan bilet alıp girebiliyorsunuz. Antalya’dan Kemer’i geçtikten biraz sonra sağda Phaselis tabelalarını göreceksiniz. Arabanızı ağaçların altına park ettikten sonra, o muhteşem tarihi sütunlu caddeden yürüyerek halk plajına iniyorsunuz. Eğer hafta sonu gelecekseniz erken saatlerde gelmeye dikkat edin çünkü biraz sıra bekleyebilirsiniz. Arabası olmayanlar için de Antalya veya Kemer otogarından kalkan sahil ilçeleri dolmuşları tam kapıda indiriyor.
Phaselis Plajı konumuna buradan ulaşabilirsiniz.

