Ülkeler Ürdün Gezi Rehberi

Petra: Her Ay 1 Efsane

Turna Genel

Bazen seyahat etmek birçok anlama gelebilir. Sadece bir bavul toplayıp yollara düşmek yetmez bazen; asıl aradığımız şey, bize günlük koşturmacaları, bitmeyen bildirimleri ve sıradanlığı bir anda unutturacak kadar güçlü bir hikayenin içine dalmaktır. Biz de bu keşfetme tutkusundan ilham aldık ve sizi ekran başından alıp bambaşka diyarlara götürecek Petra efsanesi ile geldik. Amacımız sadece haritadaki popüler noktaları işaretlemek değil; o toprakların yüzlerce yıldır sakladığı gizemleri ve kulaktan kulağa fısıldanan sırları sizinle paylaşmak. 

Eğer uçak biletinizi bizimle birlikte almaya hazırsanız, rotamızı Ürdün’e, çölün kavurucu sıcağında bir seraptan fırlamış gibi duran o eşsiz masal diyarına çeviriyoruz. Dar, kıvrımlı ve metrelerce yükseklikteki bir kanyonun içinde yürüdüğünüzü, kızıldan pembeye çalan kayaların arasından süzülen rüzgarın teninize dokunduğunu hayal edin. Kanyonun bittiği yerde, o loşluğun ardından aniden karşınıza çıkan devasa yapıyla göz göze geldiğinizde, karşınızda tüm ihtişamıyla, anlatılmamış sırlarıyla ve sakladığı asırlık efsaneleriyle Petra Antik Kenti duruyor!

petra

Peki, bu büyüleyici Petra Antik Kenti nerede bulunuyor ve oraya nasıl gidilir? Rotamızı mistik ve kızıl topraklara sahip Ürdün’e çevirmemiz gerekiyor. Petra, Ürdün’ün güneybatısında, başkent Amman’ın yaklaşık 250 kilometre güneyinde, Şera Dağları’nın engebeli ve sert yamaçlarında yer alıyor. Antik dönemde Nebatiler adlı son derece zeki ve usta bir göçebe Arap kabilesi tarafından kurulan bu şehir, aslında çölün ortasında dış dünyadan tamamen izole edilmiş devasa bir sığınak gibi tasarlanmış. Sarp kayalıklar ve dar geçitlerle doğal bir kale gibi korunan bu gizli kente o meşhur, dar ve loş kanyondan yürüyerek ulaşıyorsunuz. 

Petra’nın bulunduğu coğrafya ilk bakışta sert, kuru, acımasız ve yaşamsız bir çöl gibi görünebilir. Ancak Nebatiler, suyu bulma ve yönetme konusunda o kadar olağanüstü bir mühendislik yeteneğine sahiptiler ki, bu kurak toprakları cennetten bir vahaya, İpek ve Baharat yollarının en zengin, en işlek ticaret merkezlerinden birine dönüştürmeyi başardılar. Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçilen Petra’ya geldiğinizde, taşlara oyulmuş turistik bir antik kentin ötesinde; bir zamanlar binlerce insanın ipekler ve baharatlarla dolup taşan sokaklarında yürüdüğü, yaşamla kaynayan capcanlı bir metropolün izini görüyorsunuz.

Petra Antik Kenti ile ilgili daha fazla bilgiye ve biletlere, kentin orijinal web sitesi olan buradan ulaşabilirsiniz.

Petra denilince eminim pek çoğunuzun gözünde o meşhur kanyonun sonunda beliren şaheser canlanıyordur. Benim de öyle. Kentin hemen girişinde yer alan ve tüm zarafetiyle ziyaretçileri selamlayan bu ikonik yapının adı El-Hazne. Arapça’da Hazine anlamına gelen bu isim, elbette ki tesadüfen verilmiş değil. Aksine, yapının içinin paha biçilemez hazinelerle dolu olduğuna dair nesillerdir dilden dile dolaşan yaygın bir efsaneden alıyor adını. 

Modern arkeologlar ve tarihçiler, böylesine görkemli ve ince işçiliğe sahip bir yapının büyük olasılıkla dönemin önemli krallarından birine ait bir anıt mezar veya kutsal bir tapınak olarak inşa edildiğini düşünüyor. Ancak kabul edelim; asıl amacı ne olursa olsun, yerel halkın ve gezginlerin kalbinde yatan o gizemli efsaneler, bilimsel gerçeklerden her zaman çok daha fazla heyecan uyandırıyor. Turna Mobil Uygulama

Yerel Bedevi masallarına ve bölge efsanelerine göre ilk hikayemiz, Mısır’ın o çok kudretli ve sınır tanımaz firavunlarından birine dayanıyor. Söylenceye göre firavun, büyük ordusuyla birlikte çölde sefere çıkmışken yolu bu topraklardan geçer. Ancak firavunun yanında, altınlar, mücevherler ve tarif edilemez zenginliklerle dolu, devasa büyüklükte bir hazine kutusu bulunmaktadır. Firavun, bu paha biçilemez serveti hem acımasız çöl haydutlarından hem de peşindeki düşmanlarından korumak zorundadır. 

Petra’nın derinliklerine o ihtişamlı El-Hazne’yi inşa ettirir ve hazinesini de yapının en tepesindeki devasa taş kasenin içine saklar. Bu efsane yüzyıllar boyunca o kadar güçlü bir şekilde kabul görmüş ki, geçmişte define avcıları o kasenin içinde gerçekten altın olduğuna inanmışlar. İçindeki hazinelerin bir şelale gibi üzerlerine dökülmesini umarak aşağıdan defalarca ateş etmişler. Bugün El-Hazne’nin tepesine dikkatlice bakarsanız, zengin olma hayaliyle sıkılmış o kurşunların izlerini hala taşların üzerinde görebilirsiniz.

Gelelim bir diğer büyüleyici anlatıya. Bu ikinci efsane, meseleye maddi bir zenginlikten ziyade çok daha ruhani, mistik bir pencereden yaklaşıyor. Bu inanışa göre El-Hazne, altın veya mücevherlerin saklandığı alelade bir kasa değil; aksine insanlık tarihi için çok büyük önem taşıyan kutsal bir emanetler odası. Efsaneye göre; o devasa ve gösterişli sütunların ardında, kayaların çok daha derinlerine uzanan, belki de yüzlerce yıldır kimsenin ayak basmadığı gizli odalar bulunuyor. 

Bu odaların karanlığında, eski zaman krallarına ait çok özel kişisel eşyalar, kadim uygarlıkların sırlarını barındıran objeler ve kutsal sayılan değerli emanetler özenle saklanmakta. Bu nedenle El-Hazne, sıradan bir anıt mezar olmanın çok ötesine geçerek, dünyanın en büyük gizemlerini kucaklayan ilahi bir muhafız konumuna yükseliyor.

Turna Otel
Seyahat ve Turizm alanında içerik üreticisi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir